1 Nisan 2010 Perşembe

Heidelberg Resimler

Ne yazik ki bir türlü buraya ekliyemedim resimleri. Kullandigim sistem bir sekilde tanimadi. Aman neyse zaten su anda yokum Heidelberg'te 1 haftadir Berlindeyim paskalyami burada geciriyorum. Size de iyi paskalyalar dilerken resimleri buradan paylasiyim(umarim burayi görebiliyorsunuzdur).

http://www.facebook.com/photo.php?pid=30805044&id=1606231000#!/album.php?aid=158705&id=552828889

9 Mart 2010 Salı

Heidelberg

Uzun süredir yazamadim ama internetimin olmamasi gibi bir sorunum var ne yazik ki. Burasi harika bir yer. Tam bir orta cag sehri. Bir yerlerden cektirdigim 3904832048320942 tane fotodan birisini bulup koyacagim. Simdilik fazla yazamiyorum ama ne yapiyim.

Bu arada oskari kim kazanmis ya? Melih Gökcek neler yapmis? Hepsinden uzagim. Politika olmadan mutluluk cok güzelmis:D

1 Mart 2010 Pazartesi

Adio

Evet, beklenen gün geldi, sayılı gün çabuk geçti, falan filan. Arkama bakmadan gideceğim gün bugündür. Şu aralar pek sevmediğim ülkemden ayrılmak kesinlikle üzmüyor beni. Hatta bazen gitsemde hiç gelmesem diyorum.

İlginç bir veda oldu benim için. Dün entel denilen ortamlarda gezdim ve iki film hakkında konuşurken aslında karşımda ki çok bilgili geçinen insanların pekte bilgili olmadıklarını anladım. Hele birisi çıkıp 'Halktan birisi olarak filmleri nasıl buldun,' diye sorunca 'Lan sen kendini ingiltere kraliçesi mi sandın,' diyecek konumda buldum kendimi. Ama ağzımdan sadece 'Halktan birisi olarak filmleri bok gibi buldum,' kelimeleri döküldü. Bu aralar halktan birisi olarak aşırı küfürbazım. Ah ne fark eder ki. Almanya da küfür etsem kaç kişi anlıyacak.

Bu konuşma nereye gidiyor hiçbir fikrim yok. Sadece adio demek istemiştim. Dolmuşum ama. Ah nezse, yazı falan olmuyacak belirli bir süre.

Hoşçakalın.

28 Şubat 2010 Pazar

Fuck You

Harika bir Türkiye'ye elveda gecesi geçirdim. Resmen siktir git bir 10 yılda gelme dediler bana. Çok çok sinirliyim, insanın kendi yaşadığı ülkeye küfür etmesi nedenmiş onu anladım.
Önce biraz entel ortamlara takılıp, 2. El film festivalinin açılışına gittik. Berbat filmlerdi falan ama zaten benim gözüm görmüyordu onları. Neyse sonra Eski Yeni denilen berbat ötesi mekanda açılış partisi vardı. Oraya baya bir kalabalık grup olarak gittik ama ben zaten gideceğim için çocukluktan beri en iyi arkadaşlarım olan Erk ve Güvenle takıldım genelde, kendi başımıza eğleniyorduk.
Neyse işte sonra saat 2 gibi bodyguard geldi ve yanınızda kız yok mekandan çıkın dedi. Direk bizim kızları çağırdım bu seferde işte ben emir kuluyumda, gidinde, işletmeci böyle istiyorda. Resmen gecenin içine sıçtı eleman bir anda. Bizde hay senin mekanında, seninde diyip çıktık mekandan.
Harika bir veda partisi oldu. Yapımda ve yayında emeği geçen eskiyeni sakinlerinin analarını anıyorum.

21 Şubat 2010 Pazar

Adio Demeden Önce

Yine bir hafta sonu yine ben bilgisayar başında. Ama bu durum pek uzun sürmeyecek, evet vakit yaklaşıyor. 1 hafta sonra yokum. Adio diyip hayatıma, sevdiklerime sevmediklerime, kendimi Almanya'ya postalıyacağım. Umarım alıcım memnun kalır oradaki.

Hani insanlar kaçırılmış şanslardan, gitmeseydim şu olurdu olum ama gittim dedikleri durumlardan bahseder ya, bende de bu olacak mı acaba? Gidişimle neler kacıracağım, peki neler kazanacağım? Melankoliğim evet ama ne yapabilirim ki. Gitmek dile kolay ama aslında o kadar zor ki.

Yine mutluyum, içimde bir huzur var. Bir gün alıp başımı gitsem diyordum, işte o gerçekleşiyor. Topluyacağım bavulumu, son bir bakış atmak için arkamı döneceğim. Ağzımdan kendi dilimde olmayan sözcükler dökülecek,

'I am gone baby, gone.'

Sonrası bilinmezlik.

14 Şubat 2010 Pazar

Tony Gatlif - Naci En Alamo

Aslında uzun zamandır dinlediğim bir müzik ama bu aralar tektar tekrar karşıma çıkıyor. Tony Gatlif'in müzikleriyle öne çıkan Vengo filminin muhteşem müziği.

">

8 Şubat 2010 Pazartesi

Metallica - One

Biraz eskilerden. Zaten deneme amaçlı aynı zamanda :D

">

6 Şubat 2010 Cumartesi

Yeni Eski Filmler

Bugün bir arkadaşla buluşmak için Kızılaya gittim. Eski Yeni de oturduk biraz, içtik falan sonra hadi film almaya gidelim dedi, bende tamam dedim beraber benim sürekli gittiğim korsancıya gittik. Arada beraber filmler aldık falan, genelde kızın izlemediği filmleri aldırdım ona, Pan'ın Labirenti falan gibi, tam çıkacağız eleman dedi ki divx izlerseniz elimden çıkarıyorum 2 film bedava dedi. Hemen atladım ve o film sayısını 4 çıkardım. Şimdi izliyeceğim tonla filmim oldu. Bir liste halinde:

1. Das Weiße Band (dvd)Oscar alacak bu film.
2. Vengo (dvd) Tony Gatlif'in filmi. Müzikleri yeter.
3. 2 or 3 Things I Know About Her (dvx) Godard'ın filmi. Yönetmene bakıp aldım.
4. The Trial (dvx) Orson Welles'in Kafka'nın dava uyarlaması.
5. La Pointe Courle (dvx) Bir fikrim yok bunun hakkında.
6. Satantango (dvx) Macar yönetmen Bela Tar'ın epik filmi. İsmini duymuştum ama 7 saati görünce gözüm korktu.

İşte bunlar kısa günün karları, Almanya'ya gitmeden izliyeceğim film.

Bir Erasmuscunun Galaksi Defteri

Bu Almanlar gerizekalı, harbi ama gerizekalılar. Yani bugün itibariyle kulaklarını ağrıtacak kadar çınlattım.

Olayı kısaca anlatırsam, erasmus ders programları yapılması lazım ve acilen olacak bu, yoksa para mara yok. Sonra bu insanla ders programlarını yeni dönem için açıklamadılar, neymiş mart ortası açıklanacmış. Tabii ben gerildim, çünkü ben orda olacağım yani işlemleri kim yürütecek, ulusal ofis gerildi, bölüm kordinatörü gerildi. Birde şaka gibi mesaj atmışlar geçen senenin programına göre yapın diye. Neyse sorun üzerine kafa patlattık, çözüm yolu bulduk.

Sonra ne oldu, eve geldim baktım ki ders programları açıklanmış. Be hey mallar ne diye marta açıklanacak diye gerdiniz beni.

Bütün günüm sayelerinde gerginlik içinde geçti. Nasıl küfür etmeyim.

5 Şubat 2010 Cuma

Oi Va Voi - Refugee

Şu can sıkıcı yoğun günlerde sabahın 7sinde sıra beklerken kullaklarımı dolduran melodi :D
Harika bir ses ve müzik.

">

2 Şubat 2010 Salı

Rahatlamak için

Çok yorgunum o yüzden kısa ve öz yazıp uyumaya gideceğim:

BÜROKRASİYE KAFAM GİRSİN.

Rahatladım ha.

31 Ocak 2010 Pazar

Okan Bayülgen Avatar İlişkisi

Dün gece Avatar'a saldı bu kişi, internetten buldugu 3-5 yazı ile, Hürriyet internet sayfasının daha önce çıkardığı resimlerle bir hava atmak, ben bilgiliyim modlarında dolanma isteğindeydi. Şimdiye kadar yaptıklarını bir dereceye kadar anlam verebiliyorum ama dün bu hareketiyle neyi kanitlama isteğinde olduğuna anlam veremiyorum. Zaten Avatar'ın yönetmeni daha önceden o kaynaklardan etkilendiğini söylemisti ki. Ben film yaptım kimse izlemedi ama bu boktan filmi herkes izledi havalarinda mi ne?
Avatarda da uyumuşmuş. Birak ya.

Ha birde internete Prenses Mononoke ile Avatar bağlantısını Hürriyete bulamamış anlaşılan Okan.

The Black Heart Procession - The Letter

">

I carried this letter
All through the winter
In fear of what it might say
I know the reasons
They change so fast
And we can never make it back

In the letter that you wrote
I heard the words that you never spoke
It is time for you to come home

So, I travelled the seas
To return for you
But I did not make it through

And I know it's not easy
Things can be so wrong
As we are lost in the waves

And in the letter that I wrote
Were the words I never spoke
This is why I can't come home
And in the letter that I wrote,
Were the words I never spoke
This is why I can't come home

And in the letter that you wrote
Was it a letter as a friend?
This is what I must know
And in the letter that you wrote
Was it a letter as a friend?
This is what I must know

29 Ocak 2010 Cuma

Dünden bugüne

Dün güzel bir gündü; aylardır beklediğim kar yağdı ve biz çocuklar gibi kaydık yokuştan aşağı. Lan kaç yaşına geldin diyebilirsiniz ama ben Kartalkaya'ya falan asla gitmem, e karda yılda bir kere yağıyor. Hem bunu kaç kere yapabiliriz ki daha. Hem ne diye bahane arıyorum ki ben, gittim kaydım, eğlendim:)

Ayrıca notlarım açıklandı, ortalamam güzel gelmiş. Bir ara gece melankoli sardı içimi dışarı, karları izlerken. 2 yıl önce Almanya'da ki üniversiteyi bırakmaya karar verdiğimde 23 yaşındaydım, hiç çalışmamıştım, iş hakkında bir bilgimde yoktu ve herhangi bir diplamamda. Herhalde hayatımda ki en dip durumdu ama yine de bıraktım okulu ve buraya geldim. Bazıları diyor insan hiç bilgisayarı bırakıp öğretmenliğe gecer mi diye. Ben geçtim ve baya da sancılı oldu geçişim.

Ha ne oldu şimdi, ortalama 3.5 geldi ve okulda kalacağım kesin gibi. Ve aklıma bir söz geldi;

Hayatımda en dibi gördüm, şimdi gözümü yükseklere dikmem normaldir.

26 Ocak 2010 Salı

Sabaton- Cliffs of Gallipoli

Can sıkıntısıyla nette gezerken bunu buldum. Arada Atatürk'ün sözlerini şarkıda duymak ilginç bir deneyimdi.

Oh mothers wipe your tears your sons will rest a million years
Found their peace at last as foe turn to friend and forgive

23 Ocak 2010 Cumartesi

Die Ärzte - Rebell

Keiner (Keiner) - Keiner (Keiner) - Keiner
(Keiner hat das Recht mir zu
befehlen, was ich zu tun hab -
tun hab.
Wirklich niemand - niemand, einfach keiner -
keiner, das ist ganz allein
meine freie Entscheidung.

Kimse, kimse, kimse
kimse bana ne yapacağımı
emir verme hakkina sahip değil.
Gerçekten kimse, ama hiç kimse
Bu sadece benim, özgür tercihim.
(Çevirince o kadar güzel olmadı ama almancası çok iyi)

20 Ocak 2010 Çarşamba

Boşluk

Sınavlar oldukca canım sıkılıyor, olmayınca da kendimi boşlukta hissediyorum. Yani iyi ki şu erasmus işlemleri varda bende kendime uğraş buluyorum. Bu boşluk hisinden çıkma yöntemlerim şöyle:

1- Facebook, blog, internet, zırt pırt. Msnde vardı eskidende o da sıkmaya başladı.
2- Film, dizi, anime. En son Akira Kurosawa'dan The Lower Dephts'i izledim film olarak, battlestar galactica'nın günlük 2-3 bölümünü izliyorum ki tavsiye ederim. Ve en son olarak one piece'i izlemekteyim.
3- Kitap. Solomon Kane'i aldım ve muhteşem çevirisi ile beni benden aldı. Başka hangi kitap yüzünü yıkadı yerine yüzünü yuğdu yazar :) Kitapın karanlık 16. yüz yıl atmosferine yakışmış ama.
4- Müzik. Deli gibi hala die Artzte dinliyorum. Muhteşem bir grup.
5- Oyun. Bilgisayarı yenilediğimden beri oyun konusunda çoştum. Şu aralar yeniden Obliviona döndüm ve Sacred 2 oynuyorum. İkisinde de katilim, yaşasın kötülük.

İşte bu. 1 Ay daha hayatımı böyle geçirip, kapağı Alamanyaya atacağım. Erasmus partilerde içki komasına gireceğim. Yoksa bu monotonluk beni öldürecek.


Not: Sahne tarafından Onur ödülüne layık görülmüşüm. Burdan kendilerine teşekkür eder, onur duyduğumu yeniden belirtirim.

12 Ocak 2010 Salı

Radiohead - Jigsaw Falling Into Place

Finallerin olduğu şu dönemde keyfimi getiren müzik.

Just as you take my hand
Just as you write my number down
Just as the drinks arrive
Just as they play your favourite song


9 Ocak 2010 Cumartesi

Dargın Değilim

Kullaklarımda çalıyor Fahir Atakoğlu'nun Dargın Değilim'i. Değilmiyim diye düşünüyorum.

Bilmiyorum.

Ah oysa bu olasılığı biliyordum. Demiştim Hamdi'ye olum o da gelir diye. Ama salla dedi ve bende gittim ve sonra o geldi ve sarsıldım.

Sonrasında açıklamalar. Ben öyle yapmadımda falan. Ne önemi var ki dedim. Ne önemi vardı ki?

Sonra gitti bu ve ben içtim. İçtikce düşündüm. Ne önemi vardı? Hayatın, geçmişi düşünmenin. Bıraktım oluruna ve tam son biram derken yeniden geldi.

Ve işte o zaman gittim. Herşeyi arkamda bırakarak. Ne önemi vardı ki? Arkamda bırakacak ne kalmıştı ki?

Hayır, dargınım ve geçmiyecek dargınlığım.

Ama ne önemi var ki.


Not: Birisi bu yazıyıda okuyacak ama onun gibi engellemiyeceğim blogumu. Okusun, ne önemi var ki.

7 Ocak 2010 Perşembe

Yaşıtların Çoluk Çocuğa Karıştı Sen Hala

Yaşlandım ha, harbi yaşlandım.

Geçen gün facete zaman öldürürken (facebookun yararları gelecek şimdi) birden bir konuşma penceresi açıldı. Stefania, yarı sicilyalı, bol küfür eden, Teknik Üniversitemde ki ilk senemde tanıştığım ele avuca sığmaz yurt komşum. En azından bir yıldır falan konuşmamıştık. Berlini terk ettiğimde bir kere ondan sonra da yine bir kere ikisi de internet üzerinden. Sonra bu aniden, 'Biliyor musun ben hamileyim,' dedi. 'Lan,' dedim, 'Ne oluyoruz'. 'İşte 7 aylık hamileyim bu cumartesi de evleniyorum'. Öyle kalakaldım. Tabii arada çaktırmadım ya da az çaktırdım ama. Ne oluyoruz be? 1 yıl bir arkadaşınla konuşma ve sonra evleneceğini, marta oğlu olacağını öğren. 24. doğum günümden beri-25te sarhoştum hatırlamıyorum- bu kadar yaşlı hissetmemiştim kendimi.

Saçlarım açılmış-testesteron fazlalığı diye kendimi avutuyorum sanki bir halta yararmış gibi- bir çok yerde beyazlıklar var. Ben hala geziyim, dolaşıyım, marta erasmusa gidiyim derken yaşıtlarım marta çocuk sahibi oluyorlar.

Stefania erasmus için geldiğinde bize de uğra dedi. Villach isminde eski bir Avusturya şehrinde yaşıyor, italya sınırında. Giderken bir tane küçük altın mı götürsem? Ee ne de olsa adettendir.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Love

5 Ocak 2010 Salı

-2-

İyi olmak aptal olmakla eşdeğer değildir.

4 Ocak 2010 Pazartesi

La battaglia di Algeri

Bugün rastgele geçtiğim korsan cdcimin en ön sırasında gördüm bu filmi. Bir zamanlar hakkında bir şeyler okuduğum için ve o zamanın en iyi politik filmlerinden birisi olan Z'ye benzetildiği için hemen aldım ve gece haftalar süren filmsiz geçen günlerimi(en azından evde diyim sinemalarda gezdim bu aralar) bunla bozdum.

İyi ki de yapmışım. Tanrım bu nasıl bir gerçekci anlatım şeklidir, ne güzel anlatılmış bir hikayedir. Ki film 1966da çekilmiş yani bu olaylardan 4 yıl kadar sonra. Belgeselsi çekim yöntemi harika, olayları anlatırken ki cesurlukları da çok iyi. Bu olanların hepsinin gerçek olduğunu bilmek ise ap ayrı etkiliyor insanı.

Ah fazla konuşmak istemiyorum. Gidin izleyin, pişman olmazsınız.

http://slog.thestranger.com/files/2007/02/The%20battle%20of%20Algiers.jpg
http://www.imdb.com/title/tt0058946/

1 Ocak 2010 Cuma

Melankoli

Genelde içilen ortamlarda ne kadar içersem içiyim çaktırmamaya çalışırım ama bugün ilk defa az daha belli olacaktı.

Bildiğin Blowers Daughter dinleyerek girdim yeni yıla. Hayır hadi hüzünlendiğimi çaktırmadım ama o kafayla bu şekilde girilen yeni yıldan ne hayır gelir. Bırak ya tüm yıl boyunca melankolik takılacağım.

Niye şaşırıyorsam hayatım bu değil mi?

Nalet olsun, lanet olsun, damn, verdammt ve benzeri.